GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME SUÇU VE CEZASI, TCK 265, 2026

GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME

Görevi yaptırmamak için direnme suçu, halk arasında “memura mukavemet” veya “polise mukavemet” olarak bilinen; bir kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla ona karşı cebir veya tehdit kullanılmasını cezalandıran bir suç tipidir. Suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunumuzun “Millete ve Devlete Karşı Suçlar” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünde, 265. maddede düzenlenmiştir. Suçun temel şeklinin cezası altı aydan üç yıla kadar hapistir; suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi hâlinde ise iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Suçun en kritik özelliği, yalnızca fiilen gerçekleşen engellemenin değil, görevi engellemeye yönelik cebir veya tehdidin kullanılmasının cezalandırılmasıdır; görevin fiilen sekteye uğraması aranmaz. Ayrıca suç, yalnızca kamu görevlisine yönelik cebir veya tehdidin varlığı hâlinde oluşur; bu iki unsurun dışında kalan ve “pasif direnme” olarak adlandırılan karşı koyma biçimleri bu suçu oluşturmaz. Bu yazımızda görevi yaptırmamak için direnme suçunun unsurlarını, nitelikli hâllerini, benzer suçlardan ayrımını, usul ve zamanaşımı rejimini ve Yargıtay’ın uygulamada çizdiği sınırları ayrıntılı biçimde ele alacağız.

1. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunun Kanuni Düzenlemesi

Suçun kanuni dayanağı, Türk Ceza Kanunumuzun 265. maddesidir. Madde metni şu şekildedir:

Türk Ceza Kanunumuzun 265. Maddesine Göre:

“(1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi hâlinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır. (4) Suçun, silâhla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”

Maddenin birinci fıkrası suçun temel şeklini, ikinci fıkrası yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesine ilişkin nitelikli hâli, üçüncü ve dördüncü fıkraları cezayı artıran diğer nitelikli hâlleri, beşinci fıkrası ise ağırlaşmış yaralanma neticesi bakımından özel bir içtima kuralını düzenlemektedir. Suça bağlı diğer bir düzenleme ise aynı Kanunun 266. maddesidir; bu maddeye göre, görevi gereği elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanan kamu görevlisi hakkında, ilgili suçun tanımında kamu görevlisi sıfatı esasen göz önünde bulundurulmamışsa verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.

2. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunda Korunan Hukuki Değer Nedir?

Görevi yaptırmamak için direnme suçuyla birden fazla hukuki değer korunmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, yerleşik kararlarında suçla korunan hukuki yararın en başta kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olduğunu; suçla, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermesinin sağlanmasının ve kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesinin amaçlandığını belirtmektedir. Bu yaklaşım, 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu döneminde verilen 26.11.2002 tarihli kararda da “kamu idaresi organlarının görevlerini herhangi bir engelleme ile karşılaşmadan yapmasını sağlamak suretiyle kamu idaresinde sürekliliği güvence altına almak” biçiminde ifade edilmiştir.

Suçla korunan hukuki değer bununla sınırlı değildir. Kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir veya tehdit fiili gerçekleştirildiğinden, suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Nitekim Ceza Genel Kurulu bir kararında, suçla kamu görevlisinin görevini barış içinde ve kesintiye uğramadan yerine getirmesinin ve kamu otoritesinin saygınlığının korunmasının amaçlandığını, bunun yanında kamu görevlisinin beden bütünlüğünün de güvence altına alındığını vurgulamıştır. Bu nedenle suç, hem topluma hem de görevliye karşı işlenen karma nitelikli bir suç görünümündedir. Uygulamada bu özellik, fail hakkında hem direnme suçundan hem de koşulları varsa yaralama veya hakaret suçundan hüküm kurulup kurulamayacağı sorusunda doğrudan belirleyici olmaktadır.

3. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunun Unsurları Nelerdir?

Suçun unsurlarını maddi unsurlar, manevi unsur ve hukuka aykırılık unsuru başlıkları altında incelemek yerinde olacaktır.

3.1. Fail

Görevi yaptırmamak için direnme suçu, özgü suç değildir; fail açısından herhangi bir nitelik aranmaz. Suç herkes tarafından işlenebilir. Failin kamu görevlisi olması da mümkündür; örneğin bir güvenlik görevlisinin kendisini denetleyen amirine yönelik cebri de bu suçu oluşturabilir. Failin yaş küçüklüğü veya akıl hastalığı gibi durumlar kusurluluğu etkiler, ancak suçun niteliğini ortadan kaldırmaz.

3.2. Mağdur ve Suçun Konusu

Suçun mağduru, görevini yapmakta olan kamu görevlisidir. Türk Ceza Kanunumuzun 6. maddesinde kamu görevlisi, “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi” olarak tanımlanmıştır. Bu geniş tanım gereği polis ve jandarma personeli, belediye zabıtası, icra müdür ve müdür yardımcısı, sağlık çalışanı, belediye başkanı, muhtar ve benzeri kişiler bu suçun mağduru olabilir. Suçun konusu ise görevini yapmakta olan kamu görevlisinin beden bütünlüğü ve kişi özgürlüğüdür.

Burada dikkat edilmesi gereken kritik nokta şudur: Fiilin kamu görevlisine karşı işlenmiş olması tek başına yeterli değildir. Kamu görevlisinin görevi kapsamına giren bir işi fiilen ifa ettiği sırada kendisine karşı cebir veya tehdit kullanılmalıdır. Görevli görevi başında değilken veya kendi görev kapsamına girmeyen bir iş için kendisine karşı işlenen fiiller bu suçu oluşturmaz.

3.3. Fiil: Cebir veya Tehdit

Suçun maddi unsuru, seçimlik hareketli olarak düzenlenmiştir; cebir veya tehditten birinin gerçekleşmesi suçun oluşumu için yeterlidir. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki kuvvet kullanılmasıdır; görevliyi itmek, tutmak, boğuşmak, darp etmek biçiminde ortaya çıkabilir. Tehdit ise görevlinin iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli bir irade açıklamasıdır; sözle, davranışla veya her türlü araçla işlenebilir.

Cebrin bir sınırı bulunmaktadır: Kullanılan cebir, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında kalmalıdır. Cebir, ağırlaşmış yaralanma neticesine ulaşırsa, maddenin beşinci fıkrası devreye girerek ayrıca kasten yaralama hükümlerinin uygulanmasını gerektirir.

Cebir veya tehdidin etkili olup olmaması suçun oluşumu bakımından önem taşımaz. Engellemeye elverişli hareketin yapılmış olması yeterlidir; görevin fiilen engellenmiş olması aranmaz. Bu yönüyle suç, neticesi harekete bitişik (sırf hareket) bir suçtur. Ayrıca cebir veya tehdidin aleni olması da şart değildir.

3.4. Manevi Unsur

Suç kasten işlenebilir. Ancak burada kastın yanında özel bir amaç (saik) aranmaktadır: Fail, kamu görevlisinin görevini yapmasını engelleme amacıyla hareket etmelidir. Bu özel amaç, suçun tehdit ve kasten yaralama suçlarından ayrılmasında belirleyici bir ölçüttür. Fail görevi engelleme amacı olmaksızın, başka bir nedenle görevliye cebir veya tehdit uygulamışsa görevi yaptırmamak için direnme suçu oluşmaz; eylem koşulları varsa tehdit veya kasten yaralama suçunu oluşturur. Suç taksirle işlenemez. Bu özel amaç aynı zamanda suçun olası kastla işlenmesi ihtimalini de büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır.

3.5. Hukuka Aykırılık

Mağdur kamu görevlisinin görevini fiilen icra ediyor, yani yaptığı iş görevi kapsamında bulunuyorsa failin eylemi bakımından hukuka uygunluk nedeni söz konusu olmaz. Ancak görevli görünüşte görev yapıyor fakat fiilen bir kamu görevi icra etmiyorsa ve buna rağmen failin haklarını ihlal ediyorsa, fâilin bu görevliye karşı kullanacağı cebir veya tehdit hukuka uygun kabul edilebilir. Aşırı ve hukuka aykırı güç kullanan bir görevliye karşı yapılan savunma, meşru savunma kapsamında değerlendirilebilir. Uygulamada haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilirliği de sıkça tartışılmaktadır; kolluk görevlisinin görevi sırasında keyfî davranması, hakaret etmesi veya yasal sınırı aşması fâilde hiddet ve şiddetli elem doğurmuşsa, Türk Ceza Kanunumuzun 29. maddesindeki haksız tahrik indirimi gündeme gelebilmektedir.

3.6. Kamu Görevlisinin Görevinin Kanuna Uygun Olması ve İlliyet Bağı

Görevi yaptırmamak için direnme suçunun oluşabilmesi için, engellenmek istenen işin gerçekten o kamu görevlisinin görevi kapsamına girmesi ve failin eylemiyle yürütülen kamu görevi arasında bir illiyet bağı bulunması gerekir. Bu iki ölçüt, uygulamada suçun oluşup oluşmadığının belirlenmesinde en sık başvurulan denetim noktalarıdır.

Bu hususu somutlaştıran çarpıcı bir karar, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.04.2022 tarihli, 2018/560 E. ve 2022/272 K. sayılı kararıdır. Karara konu olayda ceza infaz kurumunda hükümlü bulunan bir kişi, kurumun dış korumasını yapan jandarma ere, kendisine teslim edilmesi gerektiğini düşündüğü eşyaların verilmemesi üzerine cep telefonu mesajıyla tehdit içerikli ifadeler göndermiştir. Ceza Genel Kurulu, eylemin görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturup oluşturmadığını değerlendirirken, jandarma erinin cezaevine giren eşyaları kontrol etme gibi bir görevinin bulunmadığını; onun görevinin cezaevinin dış güvenliğini sağlamak olduğunu; bu nedenle yapılan tehdit ile kamu görevlisinin görevi arasında illiyet bağı bulunmadığını tespit etmiştir.

Kurul ayrıca, direnme fiilinin görevin icrası anında veya öncesinde işlenebileceğini, ancak görevli görevin ifasını tamamlamışsa, yani görevi sona ermişse bu aşamadan sonra yapılacak cebir veya tehdidin direnme suçunu değil, koşulları varsa kasten yaralama veya tehdit suçlarını oluşturacağını belirtmiştir. Bu karar, “görevle bağlantı” ölçütünün ne kadar titiz uygulandığını göstermesi bakımından önemlidir.

Görevin kanuna uygunluğu da ayrıca araştırılması gereken bir husustur. Müdahalenin hukuka aykırı olduğu iddia edilen ve kişinin hukuki bir statüye dayanarak karşı koyduğu hâllerde, görevin hukuka uygunluğu unsuru öncelikle değerlendirilmelidir. Yargıtay uygulamasında, kiracılık veya mülkiyet gibi bir hukuki statüye dayanan kişinin karşı koyması hâlinde, idarenin işleminin hukuka uygunluğunun ve kişinin bu statüsünün bir bütün hâlinde değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

3.7. Pasif Direnme Suç Oluşturur mu? Yargıtay Uygulaması

Bu konu, uygulamada en fazla yanlış anlaşılan başlıklardan biridir ve yaygın kanının aksine, görevliye karşı her karşı koyma biçimi suç oluşturmamaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunumuzun hazırlanmasında, mülga 765 sayılı Kanunun 258. maddesindeki “memura aktif direnme” ile 260. maddesindeki “memura pasif direnme” ayrımına yer verilmemiş; 765 sayılı Kanunun 260. maddesinde düzenlenen ve “pasif direnme” veya “menfi mukavemet” olarak adlandırılan eylemler suç olmaktan çıkarılmıştır. Bugün yürürlükteki 265. maddede hareketin “cebir veya tehdit” şeklindeki icrai davranışlarla işlenebileceği öngörülmüş; bu tipik hareketleri içermeyen pasif direnme fiillerinin suçu oluşturmayacağı yerleşik hâle gelmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.05.2017 tarihli, 2014/448 E. ve 2017/288 K. sayılı kararı bu ayrımın sınırını göstermektedir. Olayda çeşitli suçlardan aranan sanık, kolluk görevlilerince yakalanmak istendiğinde çatı katındaki bir odaya kilitlenmiş; elindeki yasak nitelikte ve atışa hazır tabancayı görevlilerin göreceği şekilde eline alıp teslim olmayacağını söylemiş ve ardından silahını ateşleyerek kendini yaralamıştır.

Ceza Genel Kurulu, sanığın silahı doğrudan görevlilere yönelttiği sabit olmasa dahi, bu eylemlerin bir bütün olarak kamu görevlilerine karşı görevlerini yapmalarını engellemek amacıyla tehdit kullanılması niteliğinde olduğunu ve suçun oluştuğunu kabul etmiştir. Kararda, birden fazla polis memuruna karşı işlenmesine rağmen zincirleme suç artırımı yapılmaması eleştirilmiş, ancak bu husus aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Karara eklenen karşı oylarda ise eylemin pasif direnme niteliğinde olduğu ve 5237 sayılı Kanunda karşılığı bulunmadığı görüşü dile getirilmiştir; bu görüşler azınlıkta kalmış olup çoğunluk kararı bağlayıcıdır.

Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 17.02.2020 tarihli, 2019/7648 E. ve 2020/4515 K. sayılı kararı ise suçlamanın somutlaştırılması gereğini ortaya koymaktadır. Olayda sanıkların düğün yerinde görevlileri engellemeye çalıştıkları kabul edilmiş; ancak Daire, söylenen sözlerin tehdit niteliğinde olmadığını, “görevlilerin üzerlerine yürüyerek mukavemet gösterme” biçimindeki eylemlerin cebir ve tehdit unsurunu ne şekilde gerçekleştirdiğinin kanıtlara dayalı olarak tartışılıp gösterilmediğini belirterek, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle verilen mahkumiyet kararını bozmuştur. Daire ayrıca, direnme eylemlerinin birden fazla görevliye yönelik gerçekleştirilmesi karşısında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmediğini de bozma nedeni saymıştır.

Aynı yaklaşım Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 12.02.2024 tarihli, 2021/21646 E. ve 2024/1554 K. sayılı kararında da sürdürülmüştür. Daire, bir ölümlü trafik kazası sonrası yolun kapatılması olayında sanıklar hakkında verilen beraat kararını değerlendirirken, 265. maddede düzenlenen suçun “seçenekli hareketli” ve “amaçlı bir fiil” olduğunu, hareketin “cebir veya tehdit” şeklindeki icrai davranışlarla işlenebileceğini ve belirtilen tipik hareketleri içermeyen pasif direnme fiillerinin bu suçu oluşturmayacağını yinelemiştir. Ancak Daire, olay tutanağı, görevli beyanları, adli raporlar ve kamera görüntüleri birlikte değerlendirildiğinde pasif direnme niteliğinde olmayan ve cebir boyutuna ulaşan eylemlerin bulunduğunu; hangi sanığın hangi eylemi gerçekleştirdiği tartışılıp sonucuna göre hukuki durumun belirlenmesi gerektiğini belirterek beraat hükümlerini bozmuştur.

Bu kararların ortaya koyduğu ölçüt şudur: Kolluk müdahalesi sırasında eylemin pasif direnme mi yoksa cebir içeren aktif direnme mi olduğunun tespiti için olay tutanağı, kamu görevlisi beyanları, adli raporlar ve varsa kamera görüntüleri birlikte değerlendirilmelidir. Birden fazla sanık bulunan dosyalarda hangi sanığın hangi eylemi gerçekleştirdiği ayrı ayrı belirlenmelidir. Aksi hâlde “sadece karşı koyma” görüntüsü veren, ancak cebir veya tehdit eşiğine ulaşmayan fiillerden mahkumiyet kurulması hukuka aykırı olacaktır.

4. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunun Nitelikli Hâlleri Nelerdir?

Suçun cezasını artıran nitelikli hâller dört başlıkta toplanmaktadır.

  1. Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi: Bu hâlde ceza iki yıldan dört yıla kadar hapistir. Türk Ceza Kanunumuzun 6. maddesine göre “yargı görevi yapan” deyimi, yüksek mahkemeler ile adli ve idari mahkemeler üye ve hâkimleri, Cumhuriyet savcısı ve avukatları kapsar.
  2. Suçun kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle işlenmesi: Ceza üçte bir oranında artırılır.
  3. Suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi: Ceza üçte bir oranında artırılır.
  4. Suçun silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi: Ceza yarı oranında artırılır.

Bu nitelikli hâllerden “yargı görevi yapan kişilere karşı işlenme” hâli, avukatların bu kapsamda sayılıp sayılmadığı bakımından özel önem taşımaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.03.2021 tarihli, 2019/27 E. ve 2021/101 K. sayılı kararı bu konuyu ayrıntılı biçimde çözüme kavuşturmuştur. Olayda sanık, kardeşinin öldürülmesi olayına ilişkin görülmekte olan davada sanık müdafiliğini üstlenen avukatı telefonla arayarak, dosyayı takip etmeye devam etmesi hâlinde kendisine ve ailesine zarar vereceğini, sakat bırakacağını, tecavüz ettireceğini, adliye koridorunda vurduracağını söylemek suretiyle tehdit etmiştir.

Ceza Genel Kurulu, avukatların 5237 sayılı Kanunun 6. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında yargı görevi yapan kişilerden olduğunu; Avukatlık Kanunu uyarınca avukatların mahkeme huzurunda hakları dava etmek, savunmak ve adli işlemleri takip etmek şeklindeki yetkilerinin yargısal bir işlev taşıdığını; bu görev sırasında avukatların yargı görevi yapan kişi sayıldığını belirtmiştir. Kurul, katılanın bu görevi sırasında engellenmesine yönelik tehdidin, 265. maddenin ikinci fıkrasındaki nitelikli hâli oluşturduğu ve eylemlerin bir bütün hâlinde yargı görevi yapan kişilere karşı görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğu sonucuna varmıştır. Karara karşı Ceza Genel Kurulu Başkanı ve dört üye, eylemin yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçunu oluşturduğu yönünde karşı oy kullanmıştır; bu görüş azınlıkta kalmıştır.

Uygulamada haciz mahallinde icra memuru ve avukata yönelik direnme fiilleri de bu kapsamda değerlendirilmektedir; avukatların müvekkilleri adına haciz işlemlerini takip etmesi adli bir işlem sayıldığından, bu görev sırasındaki engellemeler nitelikli hâlin uygulanmasını gerektirmektedir.

5. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunda Teşebbüs, İştirak ve İçtima

5.1. Teşebbüs

Suç, icrai hareketlerle işlenebildiğinden teşebbüse elverişlidir. İcra hareketine geçiş çizgisi, cebir veya tehdidin fiilen yöneldiği andır. Fail, icra hareketlerine başladıktan sonra kendi iradesiyle suçun tamamlanmasından vazgeçerse gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanır; ancak vazgeçme zorunlu bir nedenle gerçekleşmişse gönüllü sayılmaz.

5.2. İştirak

Suç, birden fazla kişinin objektif ve sübjektif işbirliği içinde cebir veya tehdit uygulaması hâlinde müşterek faillik olarak işlenebilir. Suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi aynı zamanda nitelikli hâl oluşturur. Kalabalığın psikolojik üstünlüğü tek başına müşterek faillik oluşturmaz; her failin fiile fiilî katkısı aranır. Cebir veya tehdit uygulayanların eylemlerini kolaylaştıran kişi yardım etme olarak sorumlu tutulabilir.

5.3. İçtima

İçtima bakımından en çok tartışılan konu, tek fiille birden fazla kamu görevlisine karşı direnme hâlidir. Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 12.05.2022 tarihli, 2022/341 E. ve 2022/6995 K. sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulmuş içtihatları uyarınca, direnme fiilinin birden fazla kamu görevlisine karşı işlenmesi hâlinde fail hakkında 265. maddeden ceza verilirken Türk Ceza Kanunumuzun 43/2. maddesi yollamasıyla 43/1. maddesi uyarınca artırım yapılması gerekmektedir. Bu içtihada göre, mağdur sayısınca ayrı ceza verilmez; tek ceza verilir ve bu ceza artırılır. Anılan kararda sanık, aracını görevli polis memurlarının üzerine sürerek bir kamu görevlisinin yaralanmasına sebep olacak biçimde cebir kullanmak suretiyle birden fazla kolluk görevlisine direnmiş; Daire, 265/1-4 ve 43/2. maddelerinin uygulanmasını usul ve yasaya uygun bulmuştur.

Belirtmek gerekir ki bu konuda Daire içinde görüş ayrılığı bulunmaktadır. Karşı oy yazılarında, görevi yaptırmamak için direnme suçunun hukuki konusunun tek olduğu (ifa edilmek istenen görev), suçun bölünemeyeceği ve mağdur sayısının çokluğunun suç çokluğuna yol açmayacağı; bu nedenle zincirleme suç hükmünün uygulanamayacağı, mağduriyetin ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabileceği savunulmaktadır. Bu görüş azınlıkta kalmış olup bağlayıcı değildir; ancak konunun doktrinde ve yargısal içtihatta hâlen tartışmalı olduğunu göstermesi bakımından dikkate değerdir.

Failin gerçekleştirdiği bir fiille birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet vermesi hâlinde ise Türk Ceza Kanunumuzun 44. maddesindeki farklı neviden fikri içtima hükmü gündeme gelir ve fail, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır. Ceza Genel Kurulunun 11.04.2019 tarihli, 2015/44 E. ve 2019/312 K. sayılı kararı bu kuralın uygulanışını somutlaştırmaktadır. Olayda hakkında yakalama kararı bulunan yakınlarının kollukça yakalanması sırasında bir sanık görevlilere mukavemet gösterip demir çubukla bir polis memurunu yaralamış, bu kargaşadan yararlanan bir yakını kaçmıştır.

Yerel mahkeme, tek olan fiili nitelik yönünden bölerek kasten yaralama ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından beraat, kaçmaya imkân sağlama suçundan mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Ceza Genel Kurulu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren sanık hakkında 44. madde uyarınca en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulması gerektiğini; tek olan fiilin nitelik yönünden bölünerek aynı fiilden hem beraat hem mahkûmiyet kararı verilmesinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunumuzun 225. maddesine aykırı olduğunu belirterek hükmü bozmuştur. Bu karar, “hükmün karıştırılması” olarak anılan uygulama hatasına karşı önemli bir uyarıdır.

6. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu ile Tehdit ve Kasten Yaralama Suçları Arasındaki Ayrım

Uygulamada en sık yanılgıya düşülen alan, direnme suçu ile tehdit ve kasten yaralama suçları arasındaki ayrımdır. Bu ayrımda iki ölçüt belirleyicidir: özel amaç ve özel içtima kuralı.

Özel amaç bakımından, cebir veya tehdidin görevi engelleme amacıyla kullanılması gerekir. Fail görevi engelleme amacı olmaksızın, başka bir nedenle görevliye cebir veya tehdit uygulamışsa, tehdit eylemi direnme suçunun unsuru olarak kalamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.04.2022 tarihli kararı bu ilkeyi somut olaya uygulamıştır: Kurul, tehdidin, kamu görevlisinin ifa etmekte olduğu görevi engelleme amacıyla gerçekleştirilmesi gerektiğini; failin maksadı göreve karşı gelmek değil de başka bir nedenle görevliye cebir veya tehdit kullanmak ise suçun oluşmayacağını; bu durumda eylemin, koşulları varsa tehdit veya kasten yaralama suçlarını oluşturacağını belirtmiştir.

Ceza Genel Kurulunun 11.03.2021 tarihli kararında da benzer bir değerlendirme yapılmış; tehdit eyleminin, görevi yaptırmamak için direnme suçunun unsuru olarak kaldığı, ayrıca tehdit suçunu oluşturmadığı; eylemin görülmekte olan bir davada gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek amacıyla değil, salt yargı görevi yapan kişinin görevini yapmasını engellemek amacıyla gerçekleştirildiği için yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçunu da oluşturmadığı sonucuna varılmıştır.

Kasten yaralama bakımından ise maddenin beşinci fıkrasındaki özel içtima kuralı belirleyicidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.05.2018 tarihli, 2016/1439 E. ve 2018/250 K. sayılı kararı bu kuralı ayrıntılı biçimde açıklamıştır. Olayda sanık, trafik kontrolü yapan polis memuruna, kendisi hakkında idari işlem yapılmasını engellemek amacıyla yumruk atarak onu basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek biçimde yaralamıştır.

Ceza Genel Kurulu, 265. maddenin beşinci fıkrasında görevi yaptırmamak için direnme suçuna ilişkin özel bir içtima kuralına yer verildiğini; bu hüküm karşısında 44. maddedeki farklı neviden fikri içtima hükmünün uygulanma imkânı bulunmadığını; kullanılan cebir, kasten yaralama suçunun derecesini aşmazsa failin yalnızca direnme suçundan cezalandırılacağını, cebir sonucu ağırlaşmış yaralama hâlleri gerçekleşirse failin hem direnme hem de ağırlaşmış yaralama suçundan sorumlu olacağını belirtmiştir. Somut olayda yaralanma ağırlaşmış yaralama hâllerinden olmadığından, sanık hakkında yalnızca direnme suçundan hüküm kurulması gerektiği, ayrıca kasten yaralama suçundan hüküm kurulamayacağı sonucuna varılmıştır.

Bu kararın ortaya koyduğu sonuç şudur ve hukukçu olmayan bir okurun anlayacağı şekilde ifade edersek: Görevi engellemek amacıyla görevliye vurulması hâlinde, yaralanma hafif düzeyde kalmışsa fail yalnızca “direnme” suçundan cezalandırılır; yaralanma ağır sonuçlar doğurmuşsa ayrıca “yaralama” suçundan da ceza verilir. Dolayısıyla her yumrukta iki ayrı suçtan mahkumiyet kurulması doğru değildir. Buna karşılık suçun işlenmesi sırasında kamu malına zarar verilmesi hâlinde durum farklıdır; Yargıtay uygulamasında direnme suçunun yanında kamu malına zarar verme suçundan da gerçek içtima kuralları uyarınca ayrı ceza verilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

7. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?

Suçun temel şekli bakımından görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Suçun nitelikli hâllerinin gerçekleşmesi, örneğin suçun silahla işlenmesi veya ağırlaşmış yaralama neticesinin doğması hâlinde ise yargılama asliye ceza mahkemesinin görev alanını aşabilir ve ağır ceza mahkemesi görevli hâle gelebilir. Yetkili mahkeme, kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir. Suçun işlendiği yerin belirlenemediği hâllerde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunumuzun 13. maddesine göre hareket edilir. Suçun işlendiği aracın deniz, hava veya demiryolu taşıtı olması hâlinde ise aynı Kanunun 15. maddesi uygulama alanı bulabilir.

8. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu Şikâyete Bağlı mıdır, Uzlaştırmaya Tabi midir?

Görevi yaptırmamak için direnme suçu, takibi şikâyete bağlı suçlardan değildir; resen soruşturulur ve kovuşturulur. Bu nedenle mağdur kamu görevlisinin şikâyetçi olup olmaması soruşturmanın başlatılmasına engel oluşturmaz ve mağdurun şikâyetten vazgeçmesi kamu davasının düşmesi sonucunu doğurmaz.

Suç, uzlaştırma kapsamında da değildir. Uygulamada, yalnızca suça sürüklenen çocuklar bakımından 5271 sayılı Kanunun 253. maddesinin birinci fıkrası kapsamında uzlaştırma gündeme gelebilmektedir. Bu ayrım, uygulamada sıkça karıştırıldığından dikkatle değerlendirilmelidir.

9. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunun Cezası Nedir ve Zamanaşımı Ne Kadardır?

Suçun cezasını özetlemek gerekirse:

  1. Suçun temel şekli bakımından fail, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
  2. Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi hâlinde iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
  3. Suçun kendini tanınmayacak hâle koymak suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde ceza üçte bir oranında artırılır.
  4. Suçun silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin korkutucu gücünden yararlanılarak işlenmesi hâlinde ceza yarı oranında artırılır.
  5. Suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlleri gerçekleşirse ayrıca kasten yaralama hükümleri uygulanır.

Suçun basit hâlinin gerektirdiği cezanın üst sınırı üç yılı aşmadığından, Türk Ceza Kanunumuzun 66. maddesi uyarınca asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Dava zamanaşımını kesen bir işlemden sonra bu süre yeniden işlemeye başlar. Uygulamada, suç tarihi itibarıyla sekiz yıllık olağan zamanaşımının dolduğu ve mahkumiyet hükmünün bu nedenle bozulup kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerektiği yönünde kararlar bulunmaktadır. Bu sürelerin somut dosyada işleyişi, kesilme tarihlerine ve dosyanın seyrine göre değişeceğinden, her olayın kendi özelinde değerlendirilmesi gerekir.

10. Yargıtay Kararlarında Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu

Görevi yaptırmamak için direnme suçu bakımından uygulamada şu eğilim öne çıkmaktadır:

  1. Cebir veya tehdit unsurunun somut eylemlerle ortaya konulması gerekir; soyut ifadelerle suçun oluştuğunun kabulü yeterli değildir.(Bakınız: Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/17143 E., 2022/18823 K. sayılı kararı ile Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2019/7648 E., 2020/4515 K. sayılı kararı)
  2. Pasif direnme niteliğindeki karşı koymalar suçu oluşturmaz; ancak görevliye yönelen ve cebir boyutuna ulaşan eylemler suçu oluşturur.(Bakınız: Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/21646 E., 2024/1554 K. sayılı kararı)
  3. Tehdit veya cebir, görevin icrasıyla bağlantılı olmalıdır; görevle illiyet bağı bulunmayan veya görev sona erdikten sonra gerçekleşen fiiller direnme suçu yerine tehdit veya yaralama suçlarını oluşturur.(Bakınız: Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/560 E., 2022/272 K. sayılı kararı)
  4. Kamu görevlisi sıfatını taşıyan avukatların görevlerinin engellenmesi, yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmiş sayılarak nitelikli hâlin uygulanmasını gerektirir.(Bakınız: Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/27 E., 2021/101 K. sayılı kararı)
  5. Kullanılan cebir ağırlaşmış yaralanma neticesine ulaşmadıysa fail yalnızca direnme suçundan cezalandırılır; ayrıca kasten yaralama suçundan hüküm kurulamaz.(Bakınız: Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1439 E., 2018/250 K. sayılı kararı)
  6. Tek fiille birden fazla kamu görevlisine karşı direnilmesi hâlinde zincirleme suç hükümleri uygulanarak tek ceza verilir ve bu ceza artırılır.(Bakınız: Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2022/341 E., 2022/6995 K. sayılı kararı)

Yukarıdaki örnekler yalnızca konuya ilişkin yaklaşımı göstermek amacıyla verilmiştir; uygulamada çok daha farklı durumlar söz konusu olabilmektedir. Ayrıca Yargıtay’ın zaman içinde içtihat değişikliğine gidebildiği, özellikle tek fiille birden fazla görevliye direnme hâlinde zincirleme suç uygulamasının Daire içinde dahi tartışmalı olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.

Bu içtihat çizgisinin ortaya koyduğu ortak payda şudur: Savunma açısından asıl mücadele, eylemin “cebir veya tehdit” eşiğine ulaşıp ulaşmadığı ve görevi engelleme amacının (özel saikin) bulunup bulunmadığı noktalarında yoğunlaşmaktadır. Olay tutanağı, görevli beyanları, adli raporlar ve kamera görüntüleri bu iki noktanın aydınlatılmasında belirleyici rol oynamaktadır. Uygulamada en sık görülen hatalar, tutanak ile görevli beyanları arasındaki çelişkilerin giderilmemesi, hangi sanığın hangi eylemi gerçekleştirdiğinin ayrı ayrı belirlenmemesi ve suçun unsurları gerekçede somutlaştırılmadan mahkumiyet hükmü kurulmasıdır.

11. GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME SUÇUN SIKÇA SORULAN SORULAR

Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunun Cezası Nedir?

Suçun temel şeklinin cezası altı aydan üç yıla kadar hapistir. Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi hâlinde iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun kendini tanınmayacak hâle koymak suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde ceza üçte bir, silahla ya da suç örgütlerinin korkutucu gücünden yararlanılarak işlenmesi hâlinde ise yarı oranında artırılır.

Polise Mukavemet Suçu Şikâyete Bağlı mıdır?

Hayır. Görevi yaptırmamak için direnme suçu takibi şikâyete bağlı suçlardan değildir; resen soruşturulur ve kovuşturulur. Mağdur kamu görevlisinin şikâyetçi olmaması soruşturmayı engellemez ve şikâyetten vazgeçme davanın düşmesine yol açmaz.

Sadece Bağırmak veya Karşı Koymak Bu Suçu Oluşturur mu?

Hayır. Suç, ancak “cebir veya tehdit” şeklindeki icrai davranışlarla işlenebilir. Bu tipik hareketleri içermeyen pasif direnme fiilleri suçu oluşturmaz. Söylenen sözlerin tehdit niteliğine ulaşıp ulaşmadığı ve eylemlerin cebir boyutuna erişip erişmediği, olayın somut koşulları içinde değerlendirilir.

Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu Uzlaştırmaya Tabi midir?

Hayır. Suç uzlaştırma kapsamı dışındadır. Uygulamada yalnızca suça sürüklenen çocuklar bakımından uzlaştırma gündeme gelebilmektedir.

Suçun Zamanaşımı Süresi Ne Kadardır?

Suçun basit hâli bakımından asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Bu sürenin başlangıcı ve kesilme hâlleri dosyanın özelliklerine göre değerlendirilir; somut bir hesaplama için dosya bilgilerinin incelenmesi gerekir.

Alkollü Olmak Suçu Ortadan Kaldırır mı?

Kural olarak hayır. Alkol veya uyuşturucu etkisi, irade denetimini tamamen ortadan kaldırmadığı sürece kusurluluğu kaldırmaz. Yargıtay uygulamasında, sanığın alkollü olmasının suçun manevi unsuru bakımından bağışıklık sağlamadığı kabul edilmektedir.

Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu ile Hakaret Suçu Birlikte İşlenebilir mi?

Evet. Cebir veya tehdit yanında hakaret de söz konusuysa fail, koşulları varsa hakaret suçundan ayrıca cezalandırılabilir. Ancak her sözün ayrı bir suç oluşturmadığı; eylemin niteliğine göre sözlerin direnme suçunun tehdit unsuru içinde kaldığı veya ayrı bir suç oluşturduğu somut olay bazında değerlendirilir.

Kolluk Görevlisinin Müdahalesi Hukuka Aykırıysa Ne Olur?

Görevli görünüşte görev yapıyor fakat fiilen bir kamu görevi icra etmiyorsa ve buna rağmen kişinin haklarını ihlal ediyorsa, fâilin bu görevliye karşı kullandığı cebir veya tehdit hukuka uygun kabul edilebilir. Aşırı ve hukuka aykırı güç kullanan görevliye karşı savunma, koşulları varsa meşru savunma kapsamında değerlendirilir. Görevin hukuka uygun olup olmadığı, direnme suçundan yargılamada öncelikle çözülmesi gereken bir meseledir.

Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu Her Kolluk Müdahalesinde Gündeme Gelir mi?

Hayır. Suçun oluşması için engellenmek istenen işin gerçekten o görevlinin görevi kapsamına girmesi ve failin eylemiyle yürütülen kamu görevi arasında illiyet bağı bulunması gerekir. Görevle bağlantısı olmayan veya görev sona erdikten sonra gerçekleşen fiiller bu suçu oluşturmaz.

Yukarıda ele aldığımız üzere görevi yaptırmamak için direnme suçu, görünüşte basit bir suç tipi olsa da unsurlarının (özellikle cebir veya tehdit eşiği ile özel amaç ölçütünün) somut olayda değerlendirilmesi ciddi bir teknik çalışma gerektirmektedir. Aynı şekilde, suçun tehdit, kasten yaralama ve yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçlarından ayrımı, içtima kurallarının uygulanışı ve usul rejimi bakımından uygulamada sıkça yanılgıya düşülmektedir. Bu nedenle gerek fail gerek mağdur konumundaki ilgililerin, sürecin alanında uzman bir avukat aracılığıyla yürütülmesini tavsiye etmekteyiz.

Lodos Hukuk ve Arabuluculuk

Deneyiminizi daha iyi hale getirmek için bu web sitesinde çerezleri kullanıyoruz. Devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş oluyorsunuz. (Çerez Politikası Aydınlatma Metni)